Makaleler

Değerli Bir Şeyi Göze Almak (Aude Aliquid Dignum)

 “İnsanın en yıkıcı mağlubiyeti kendi kendine yaşadığı mağlubiyettir. Kendine yenilen insan, kendi dışında zaferler kazanamaz. Kendine mağlup olan, zafer çığlıkları atacağı başarılar kazanamaz. İşin en püf noktası değerli bir şeyi göze almakta yani uğruna adanarak çalışılacağı bir hedefe sahip olmakta yatmaktadır. Unutulmamalı ki İnci, denizde bulunur ama denizin en dibinde. İşte bu sebeple; denize dalmazsan hem de en dibe ve tehlikeyi göze almazsan hem de en büyüğünü bir inciye sahip olamazsın.“

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Kendinizi “değerli bir şeyi göze alacak” kadar güçlü hissettiğinizde ve adanarak çalışıp gerçekleştireceğinize inandığınız bir “hedef” belirlediğinizde önünüzde engel gibi duran sizi kısıtlayan bir çok faktörün çok kolay aşılabilir olduğunu görürsünüz.

Değerli bir şey için meşgul olduğunuzda, içinizde ki  tüm enerjinizi sizin için değerli olan o şeye yönlendirirsiniz. Değerli bir şeyi göze alacak kadar çalıştığınızda odağınız gerçeğiniz olur ve işte orada kalırsınız.

Enerjinizi odaklarsanız ve odağınız gerçeğiniz olursa daha çok istemeniz ve daha fazla çalışmanız daha çok sonuç doğurur, enerjinizi tek bir hedefe odaklamaz ve herşeye harcamaya başlarsanız daha çok istemeniz ve daha fazla çalışmanız daha az sonuç doğurur. Çünkü; odağınız gerçeğinizdir. Düşüncenizde neye odaklanırsanız, yaşamınızda da onu çoğaltırsınız. İçinizde neyi daha çok ister ve beslerseniz, dışınızda da onu bulursunuz. Elde edeceğiniz ne kadar odaklandığınıza bağlı olarak azalır ya da çoğalır. Buna siz karar verirsiniz. Bu sebeple; başarılı ve mutlu olmak istiyorsanız yapmanız gereken şey düşüncelerinizi, duygularınızı, davranışlarınızı ve dikkatinizi yaptığınız şeye odaklamanızdır.Eğer dikkatinizi yapmayı istemediklerinize odaklarsanız “odağınız gerçeğiniz olur” prensibi gereği istemediğiniz sonucu gerçek yaparsınız.

1500`lerin başlarında, İspanyol kaşif Cortez Meksika`nın güney kıyılarında karaya ayak basmıştı. Adamlarına yelkenlerini indirmelerini ve gemileri boşaltmalarını söyledi. Sonra adamlarına gemilerin hepsini yakmalarını emretti. Böylece kimse geriye dönmeyecekti.

Gemileri yakarak Cortez, kendini ve adamlarını, İspanya`yı bir daha hiç görmememe ihtimalini göze alarak (Aude aliquid dignum-Değerli bir şeyi göze al) bilinmeyen bir kıtayı keşfetmeye adadı.

Hedefiniz mi var? Ona sahip çıkın. Hedefinizi hayal edin. Hedefinizi hayal etmeyi de hayal edin. Değerli bir şeyi göze almanın bedeli gemileri yakmayı gerektiriyorsa Cortez gibi gemileri de yakın.

Cesaret göstermek ile cesaret gösterememek arasındaki  fark yapmayı istediğimiz şeyin zor olmasını düşünmemizde yatar. Ya o işin zor olduğunu düşündüğümüz için cesaret gösteremeyiz, ya da cesaret gösteremediğimiz için  o iş bize hep ve sürekli zor gelir.

Değerli bir şeyi göze almışsan ve onu ne pahasına olursa olsun elde etmeyi düşünüyorsan her an ve her zaman cesaret göster ve başaracağına inan, ama korkuna yenik düşme ve pes etme. Cesaret, korkusuz olmak değil, korkuyla başedebilmek ve onu kontrol edebilmektir. Cesaretli ol. Korkarak yaşama.

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Hayalini gerçekleştirmek istiyorsan savaşmayı da bileceksin. Çıktığın bu yolculukta düşersen eğer kalkmayı da becereceksin. Fakat, hiç bir zaman kendinden şüphe etmeyeceksin ve korkarak yaşamayacaksın. Çünkü; korkarak yaşıyorsan eğer, unutma ve bilki yalnızca hayatı seyredersin.

Başarılı olan kişi başarısız olanların en son yaptığı şeyi büyük bir cesaretle, istekle, tutkuyla ve uğruna bir çok şeyden vazgeçeceği büyük bir adanmışlıkla her zaman en başta yapan kişidir.

Hayatta kazananların, daima, kaybedenlerin yapmak istemediklerini yapanlardan çıktığını bil. Çoğu zaman başarı, kişinin o başarı yolunda yenilgiyle karşılaştığı o ilk noktadan bir adım ötededir.İşte o bir adımı atma cesaretini gösteremeyenler başarısızlığı, gösterenler ise başarıyı tadarlar.

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla: “300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor,”der. Alparslan hiç önemsemeyerek düşman askerinin sayıca çok olmasından korkan ve ürken askerinin gözlerinin içine bakarak; ”Bizde onlara yaklaşıyoruz.” der.

Fedekarlık, hedefinizle ya da göze aldığınız değerli şey (Aude aliquid dignum)  ile bulunduğunuz nokta arasındaki mesafede yolunuza çıkacak her zorluğa göğüs germek ve her engele bedelini ödemektir. Uğruna her şeyi göze aldığınız o değerli şey sizden çalışmanızı mı istiyor? Çalışacaksınız. Adanmanızı mı istiyor? Adanacaksınız. Günlük bir çok zevkten mahrum kalmanızı mı istiyor? Mahrum kalacaksınız. Fakat, sonunda hedefinize ya da göze aldığınız değerli şeye kavuşacaksınız.

Ateşe dayanmayan toprağın, tuğla olamayacağı gibi hedef cesaret ve kararlılık ister, uğruna değerli bir şeyin göze alınmış olmasını bekler ve hedef, o hedefe sahip kişinin adanarak çalışmasını, inanarak adanmasını bekler.

Hedef, cesaret dolu bir yüreğin göstergesi olacak titremeyen bir el, kararlı bir yumruk, hazır bir zihin ve adanmış bir yürek ister.

Kızgın güneş altında yanabilme iradesi olmasaydı başak, buğday olmazdı. Başağı buğday yapan onun kızgın güneş altında günlerce kalarak yanabilme iradesidir. Unutma ve bilki; insanın en yıkıcı mağlubiyeti kendi kendine yaşadığı mağlubiyettir. Kendine yenilen insan, kendi dışında zaferler kazanamaz. Kendine mağlup olan, zafer çığlıkları atacağı başarılar kazanamaz. İşin en püf noktası değerli bir şeyi göze almakta (Aude aliquid dignum)   yani uğruna adanarak çalışılacağı bir hedefe sahip olmakta yatmaktadır. Unutulmamalı ki inci, denizde bulunur ama denizin en dibinde. İşte bu sebeple; denize dalmazsan hem de en dibe ve tehlikeyi göze almazsan hem de en büyüğünü bir inciye sahip olamazsın.

Hiç kimse sizin için sizden daha fazla çalışamaz. Hiç kimse sizi sizden fazla düşünemez. Hiç kimse sizin kendi hedefinize hizmet ettiğinizden daha fazla hizmet edemez. Başkalarının kazandığı zaferlerin komutanı olamayacağınız gibi hiç kimse de sizin zaferinizin komutanı olamaz. Sizin başkası adına zafer kazanamayacağınız gibi, başkası da sizin adınıza zafer kazanamaz.

Yapman gereken tek şey “Aude aliquid dignum”dur. Yani  değerli bir şeyi göze alarak yılmadan, pes etmeden ve yenilgiyi dahi düşünmeden çalışmaktır.

 

 

Daha fazla oku...

Kendini Tanı, Gücünü Bil ve Kendine İnan

Başarı, önce başarılı olmaya inananların sonra da inandığı gibi çalışanların ve yaşayanların hakkıdır. İnanç, iradenin bedeni başarının ise  ruhudur. Düşün, inan, irade göster ve yap. Her düşüncenin inanca dönüşme potansiyeli, her inancın da kendisini gerçekleştirme gücü vardır.Bu gücü önce yarat sonra da hisset. İraden rehberin, inancın motivasyon ateşin olsun.

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Kişinin zekası yüksek olabilir fakat irade gücü zayıf ise o üstün zeka atıl kalır. Yapabileceğinin sınırlarını zorlamaz. Kolaya kaçar. Kolay elde edilen sonuçlarla yetinir. Zora gelmez. Kolaya alışan insan ise sorunlara yakın durur.

Diğer taraftan zekası ortalarda olupta iradesi güçlü kişi azmeder. Yapabileceğinin sınırlarını zorlar. Kolay elde edilen sonuçların mutluluk vermediğini bilir. Zoru sever. En uzağa giden okun en gergin yaydan çıktığını bilir ve hedefine kitlenir.

Hem iradesi hem de zekası yüksek olan kişinin ise önünde hiç bir güç duramaz. Böyle bir kişi hayatın kendi istediği gibi gerçekleşmesini sağlar ve istediği şekilde yaşar.

Motivasyon; stoklanamaz, saklanamaz, ödünç alınamaz ve alınıp satılamaz. Motivasyon süreklilik arz etmez. Kişinin ruh haliyle doğrudan ilgilidir ve duruma, olaylara göre değişkenlik gösterebilir. Burada önemli olan nokta; motivasyona ihtiyacımız olduğunda onu hissetmek, üretmek ve yaşamaktır.

İçten gelen motivasyon ile dıştan gelen motivasyon olmak üzere iki çeşit motivasyon vardır. İçten gelen motivasyon kişinin kontrolü dahilinde iken, dıştan gelen motivasyon dış faktörlere bağlı olarak gelişir ve değişir.

İç motivasyonu azaltan ve çoğaltan kişinin olaya bakış açısıdır. Bakış açısı sadece motivasyonu değil, kişinin içinde beslediği ve büyüttüğü her şeyin kaynağıdır.

Motivasyon öylesine güçlü bir ateştir ki; kişi şu an herşeyini kaybetse bile geleceğinin orda yine eskiden düşündüğü gibi durduğunu gösterir. Unutmayın; bir işi başarmakta sizin elinizde başaramamakta.Her iki sonuç arasındaki tek fark başaran kişinin başaracağına olan inancı iken, başaramayan kişinin ise yenilgiyi baştan kabul edip teslimiyatçı olmasıdır. Kendi sahip olduğu bilgi, beceri ve yetkinlikleriyle hedefini gerçekleştiremeyeceğine inanan kişi, teslim bayrağını çekmiş demektir.

İnsanın kendisine en fazla inandığı ve güvendiği an bütün dünyayı karşısına aldığı ve hedefine bağlı kalarak, adanarak çalıştığı andır. Bu sebepledir ki zaten büyük insanlar, her zaman ilk zaferlerini kendilerine karşı kazanmışlardır.

Kendini tanı, gücünü bil ve kendine inan. Başaracağına inanırsan ancak o zaman inandıklarını görebilirsin. Bir şeyleri başarabileceğine ne kadar inanırsan, o başarıya o kadar çok yatırım yaparsın.

Yolun açık olsun. Bu yolda inanarak ve adanarak yürü. Senden beklenen budur.

 

Daha fazla oku...

Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz

“El ver, gönül ver, emek ver, yürek ver,              

azim göster ve değer ver ama boş verme.”

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları`na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma hayalini ve planını İspanya Kraliçesi Isabelle ve Kral Ferdinad`a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar.

Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb`un planlarını inceler ve şu sonuca ulaşır; “Olanaksız..!”

Buna rağmen yaptığı hesaplara ve etle ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe Isabelle ve Kral Ferdinand`ı ikna ederek yolculuk için gerekli mali desteği sağlar.

En kısa sürede Nina, Pinta ve Küçük Santa Maria adlı gemileriyle yola çıkan Kolomb, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğu düşünülen dünyayı birden yuvarlak hale getirmeyi başarır.

Kimsenin hayallerini çalmasına izin verme. Ne durumda olursan ol, kalbinin sesini dinle. Hayalin varsa o hayali gerçekleştirecek tek gereksinimin ateşlenmiş insan ruhudur. Ateşle kendini. Hayaline kitlen.

“Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar” diyor Frederich Nietzche. Hayal kurmaktan ve hayalleriniz olmasından korkmayın. Hayaliniz yoksa işte o zaman korkun. Bir insanın yaşamının sınırları, hayal gücüyle sınırlıdır çünkü…

Ancak hayal gücünüz kadar özgürsünüzdür.

Kelebek bir defa kanatlandı mı bir daha asla tırtıl haline gelmez. Bu sebeple; hayallerinizi serbest bırakın. Okun yaydan çıkması gibi hayaliniz bir defa serbest kaldı mı bir daha o yaya dönmez. Hedefini gider bulur. Hayaliniz varsa ve nereye gittiğini biliyorsa tüm dünya sana yol vermek için bir yana çekilir.

Hayalleriniz olmalı. Çünkü; gelecek hakkında düşünemezseniz asla bir geleceğiniz olmaz. Arzu ettiğinizle yapıtığınız şey, hayalleriniz ile hedefiniz arasındaki ana bağlantıdır. Hayallerinizi başkalarıyla paylaşın. Fakat, hayallerinizi  paylaştığınız insanların sizi cesaretlendirecek insanlar olmasına özen gösterin. Hayallerinizi paylaştığınız insanlar rüya söndürücüler değil rüya yapıcılar olmalı. Hayallerinizi, sizi hedefinizi gerçekleştirmeye ateşleyen insanlar ile paylaşın.

Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır. Kararlı ol. Hayalini gerçekleştirmek için önüne çıkan engellerin seni durdurmasına izin verme.

Bir gün kurbağalar, aralarında bir yarış yapmaya karar verirler. Yarışmaya on kurbağa katılacaktır. Yarışmanın hedefi ise şimdiye kadar defalarca denenmesine karşın hiç bir kurbağanın çıkamadığı tepeye kadar çıkmaktır.

Yarışmaya deneyimli kurbağalar kadar deneyimsiz ve genç kurbağalarda katılır. Yarışma başlar ve on kurbağa vraklayarak ve zıplayarak tepeye doğru hamle yaparlar. Bu arada  bu kurbağaları izleyen seyirci kurbağalar adeta hep bir ağızdan “Şimdiye kadar o tepeye çıkmayı kimse başaramadı, sizde başaramayacaksınız. Zavallı budala kurbağalar..!” diye mırıldanırlar. Bunu duyan yarışmacı kurbağalar imkansız bir şey yaptıklarını düşünerek o tepenin zirvesine varamadan daha yarı yolda yarışı terk ederler.

Tüm kurbağalar yarışı bırakırken ancak bir genç ve deneyimsiz kurbağa azimle zirveye doğru çıkmaya devam eder. Diğer kurbağalar yine hep bir ağızdan ve bir koro gibi “Vraaaak Vraaaaak bu işi bırak. Kimse başaramadı. Sende bırak..!” diye bağırmaya devam ederler.

Fakat tüm vraklamalara rağmen bu genç kurbağa kimsenin başaramaz dediği şeyi başarır ve zirveye ulaşır.

Yüzlerce vraklayan kurbağa şaşkınlık içindedir. Genç kurbağa zirveden aşağıya indiğinde yarışmadan çekilen diğer kurbağalar onun yanına gelerek sorarlar; “Herkes yarışmayı tamamlayamayacağımızı söylediği halde sen devam ettin. Adeta imkansızı başardın. Bunu nasıl yaptın?”

Genç kurbağa soruya cevap vermeden sessiz bir halde durmakta ve olan biteni seyretmektedir. Cevabı genç kurbağanın annesi verir; “O sağırdır. Hiç bir şey duymaz. Onun için burada bir koro eşliğinde bağıran hiç bir kurbağanın sesini duymadan, sadece hedefine odaklanarak zirveye doğru koştu.”

Hedefiniz varsa ve o hedefinizi ateşlenmiş bir ruh ile yanarak gerçekleştirmek istiyorsanız bazen kulaklarınızı tıkamanız gerekebilir.

Kristof Kolomb hayalini gerçekleştirirken karşısına çıkan bütün engelleri işte böyle yaparak aştı. O kahraman kurbağa da zirveye böyle yaparak ulaştı. Tarihte “olmaz” denileni yapanlar da hep böyle yaptı. İmkansızı başarmak imkansız gibi görünen üstün bir çalışmayla başarılabilir ancak.

Çalışmak gerekiyor, hem de çok…

Ve unutmamak gerekiyor; “Hayalleri olanlar asla uyumaz.”

Uyumadan el vermek, gönül vermek, emek vermek, yürek vermek, değer vermek ama boş vermemek gerekiyor.

Çalışmak gerekiyor, çalışmak…Hem de çok çalışmak…

Kendinizle barışık ve hayallerinize bağlı kalmanız ümidiyle. Sağlıcakla kalın. Dost kalın…

 

 

 

 

 

Daha fazla oku...

Başarmak İçin Oyunda Kalın

“Başarmak için ilk yapmanız gereken şey oyunun içinde olmaktır, oyunun dışında kalmak ve oyunu seyretmek değil. Oyunun içinde olan başarır ve alkışlanır. Oyunun dışında olan ise sadece seyreder ve alkışlar. Yapacağı tek şey budur. İşte bu sebeple; ya içindesindir hayatın yada dışında. Sen yeter ki oyunu kuralına göre oyna. Seyirci olma, oyunda ol. Çünkü; fark orada.”

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

A takımlarının maçları oynanmadan önce, her iki takımın Genç takımları kendi aralarında maç yaparlardı.

Genç takımın kadrosundaki çocukların çoğu birinci ve ikinci sınıf öğrencileriydi. A takımının kadrosundaki çocukların çoğu ise üçüncü sınıf ve son sınıf öğrencileriydi. Genç takımdan iki veya üç çocuk, A takımının maçlarında kadroya alınırdı fakat oynatılmayarak kenarda oturtulurdu. A takımın maçı kaybettiği kesin olmadığı sürece, takım ister önde olsun, ister geride,  genç takımdan gelen oyuncular maça alınmazlardı.

Genç takım oyuncularının arasında, en az A takımındakiler  kadar iyi olanlar, onlar kadar iyi olmaya yaklaşanlar ve hatta muhtemelen onlardan daha iyi oynayanlar da vardı. Ne var ki son sınıf öğrencileri daima ikinci sınıf öğrencilerine tercih edilirdi. Genç takımda  oynayan her çocuk, A takımında oynamak için her şeyini verirdi.

Genç takımın maçının son çeyreğinde, A takımı oyuncuları kendi maçları için hazırlanmaya başlardı. O gece genç takım maçı kazandıktan ve soyunma odasında toplandıktan sonra, takımın koçu, ikinci sınıf öğrencisi olan, başarılı genç takım oyuncularından birinin yanına gitti ve “Ozan, senden bir iyilik yapmanı istiyorum. Volkan ayakkabılarını unutmuş. Ayakkabı numaralarınız aynı. Bu geceki maç için ayakkabılarını ona ödünç ver” dedi.

Ozan koç`a baktı ve “Olmaz,” dedi.

“Olmaz da ne demek?” dedi koç.”Ayakkabılarını Volkan`a ver.”

“Koç,” dedi Ozan. ”Ben de Volkan gibi savunmada oynuyorum. O oynamayacaksa, ben oynarım.”

“Sen hiç ana takım maçına çıkmadın. Bu büyük bir maç. Takımın Volkan`a ihtiyacı var. Bu maç çok önemli. Ayakkabılarını ver. Hemen!”

“Demek ki bu maç Volkan için o kadar da önemli değilmiş. Maça çıkmaya hazırlıklı gelmemiş. Ben geldim. Maça çıkmaya hazırım. Ayakkabılarımı ona vermeyeceğim.”

“Bu yüzden takımdan atılabilirsin Ozan. Lütfen ayakkabılarını Volkan`a ver.”

“Olmaz. Ayakkabılarımı ona verirsem,  bu benim oynamak istemediğim anlamına gelir. Böyle bir şey yapmayacağım.”

Ozan, takımdan atılmadı. Koç, Volkan`ın ayakkabılarını unutmasına çok kızdı. Ozan`ın cesaretinden çok etkilendi. Ozan maça çıktı ve maçın yıldızı oldu. Koç, sonraki maçta da Ozan`ı A takımında çıkardı. Ozan yine iyi bir oyun çıkardı. Ozan, mezun olana kadar diğer tüm A takımı maçlarında, maça başlayan kadronun içinde yer aldı. Volkan ise mezun olana kadar yedek olarak kenarda oturdu. Sadece maçı seyretti. Çünkü; sonucu değiştirecek oyuncuların arasında yani oyunda değildi.

Ya içindesindir hayatın ya da dışında. Sen yeter ki oyunu kuralına göre oyna. Seyirci olma, oyunda ol. Çünkü; fark orada.

Siz, siz olun oyunda olmak ve orada kalmak için daima oyuna hazır olun. Öğrenin, gelişin ve değişin. Kişisel gelişiminize yaptığınız her katkı sizi oyun da tutarken, bu katkıyı yapmayanları da oyunun dışına atar, bu gerçeği asla unutmayın.

Yaptığınız her işe ve gerçekleştirmeyi istediğiniz her hedefe zihnen, bedenen ve beynen hazır olun. Başarı her zaman hazır olan beyinden, hazır olan bedenden ve hazır olan zihinden yanadır. İşte bu sebeple; oyuna çıkacağınız ayakkabıları asla unutmayın.

Unutursan, seyirci olursun. Sen, başkalarını alkışlarsın. Unutmaz ve her zaman hazır olursan da oyunda olursun ve alkışlanırsın. Çünkü; bu oyunun kuralı oyunda olanın  alkışlanmasını söyler, oyunun dışın da kalanın ise alkışlamasını…

Daha fazla oku...

Büyük Başarıların Altında Küçük Ayrıntılar Vardır

“Büyük sorunları çözmek ve büyük başarılar elde etmek için küçük adımları ve ayrıntıları değersiz ve önemsiz olarak görüyorsanız, siz  bir sivrisinekle yatağa hiç girmemişsiniz demektir.”

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Büyük başarılar  her zaman önemsiz gibi görünen küçük ayrıntıların doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmasıyla elde edilir, büyük sorunlar da çoğu zaman küçük adımlarla çözülür.

Dokuz yasındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır.Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamıyla kaybeder.Hem çocuk, hem de ailesi yıkılır.Ailesi sırf çocuk oyalansın diye, Japonların en ünlü hocalarından birini tutarlar.

Hoca kolları sıvar, çocuğa tek kolla yapabileceği yegane fırlatma hareketini öğretir.Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar.Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hızlı bir şekilde yapmaya başlar, fakat hocası çocuğa her gün saatler boyu aynı hareketi adeta ezberletir.

Bir süre sonra çocuk bu hareketten sıkılır ve yeni hareketler öğrenmek ister.Fakat hocası, bu hareketi dünya da en hızlı sen yapmalısın diyerek, başka hareket öğretmeyeceğini söyler.Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler.Olacak şey değildir.Tek kollu bir judocu tek hareketle turnuvaya katılacaktır.Çocuk itiraz ettikçe hocası “Evlat; sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme” diye öğütte bulunur.

  1. tur 2. tur derken çocuk turları gayet rahat geçer.En nihayet finale gelir.Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur.Çocuk dev cüsseli rakibini görünce korkar.Hocası yine sakindir, “Evlat sen bu harekette dünyada teksin, kendi oyununu yap yeter” der.Çocuk rakibine kendi hareketini şimsek hızıyla uygular, rakip kalktıkça aynı hareketi yineler. İnanılır gibi değildir, çocuk tek kolla tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur.

Çocuk dayanamaz ve hocasına sorar “Hocam inanamıyorum, ben nasıl şampiyon oldum?” der. Hocası yine sakin ifade ile şöyle cevaplar; ”Bu zaferin iki sırrı var oğlum.Birincisi judo`nun en güç hareketlerinden birini çok iyi yapabilmendir.İkincisi bu harekete karşı tek bir savunma vardır.O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!..İşte sen rakibinin önemsemediği küçük ama sonucu büyük olan bu ayrıntı ile bu turnuvayı kazandın.Hem de büyük başarıların her zaman önemsiz gibi görünen küçük ayrıntılarla kazanılabileceğini öğrenerek.”

Doğru bir tutum, yerinde gösterilen doğru bir cesaret ve bir tek kol, yanlış bir tutumla birlikte yanlış bir yerde gösterilen doğru cesareti ve iki kolu her zaman yenecektir.

Büyük başarıların altında küçük ayrıntılar vardır ve büyük başarılar küçük ayrıntılara verilen önemle gerçekleşir.Bütünü oluşturan ayrıntıları gözden kaçırmayın ve önemsememezlik yapmayın. Gözden kaçan ve önem verilmeyen tek bir küçük ayrıntı sonucun istediğiniz gibi gerçekleşmesini önleyecek güce ve etkiye sahiptir.Eğer siz, küçük ayrıntıların önemsiz olduğunu düşünecek yanılgıya düşerseniz, bir sivrisinekle aynı yatağa girdiğinizde olacakları maalesef bilmiyorsunuz demektir.Bir sivrisinekle aynı yatağa girdiğinizde giderek uzayan gecenin sonunda ve ancak gün ağarırken anlarsınız ki “etki”nin büyüklüğü yada küçüklüğü  her zaman kaynağına bakarak anlaşılmaz ve kaynağın kendisi oluşturacağı etki için bir ölçü olmaz.İşte bu sebeple; büyük başarıların altında küçük ayrıntılar vardır. Büyük başarılara imza atmış kişiler bu gerçeği çok iyi bilirler ve hiç unutmazlar.

Başarı yolunda her zaman neleri yapabileceğinizi ve neleri yapamayacağınızı bilerek hareket edin.Büyük başarıların küçük ayrıntılarla elde edileceğini, büyük sorunlarında küçük adımlarla çözüleceğini bilin.

Kendinizi çok iyi tanıyın; zayıf ve güçlü yönlerinizi çok iyi bilin.Neleri yapabileceğinizi ve neleri yapamayacağınızı çok iyi analiz edin.Unutmayın ki; kendinizi ne kadar iyi tanır ve neleri başarabileceğiniz hakkında geliştireceğiniz inancınızı ne kadar çok kendi içinize yerleştirirseniz, bu inancınızın geleceğinizi belirleme ve oluşturma ihtimalini de o kadar çok artırırsınız.Bu süreci olması gerektiği şekliyle en doğru biçimde yaşadığınızda bir süre sonra şu gerçeği çok iyi anlarsınız; “Hayat insana her zaman diliyle istediklerini değil, inanarak ve adanarak çalıştığı ve bu sebepten almaya hak ettiği neyse onu verir.”

 

 

Daha fazla oku...

Davranışlar Değişmezse Sonuçlar da Değişmez

Hayatta işlediğimiz hataların çoğu; düşünmek gerektiği yerde hislerimizle, hissetmek gerektiği yerde düşüncelerimizle hareket etmemizden kaynaklanır.

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Başarı; zihnimizdeki düşünceleri ve hissettiğimiz duyguları tanımayı, bunları kontrolümüz altına alarak sağlıklı düşünceler temelinde seçilmiş davranış göstermeyi gerektirir.

Başarı yolunda  ilerlerken kişi bedenen ve zihnen bir yolculuk yapar. Bu yolculukta yaşanan değişimler ve elde edilen kazanımlar ya kişiyi başarıya yada başarısızlığa götürür. Önemli olan böyle bir yolculukta zihnen ve bedenen yaşanacak değişim ve gelişimin bizim kontrolümüzde gelişmesidir.

Başarı; hedefin gerçekleşmesi demektir. Hedefin gerçekleşmesi ise ancak sonuçların değişmesi ile mümkün olur.

Başarı yolundaki bu uzun soluklu yolculukta önemli değişim ve gelişim durakları vardır. Bu durakların farkında olarak ve iyi yönetilerek başarı elde edilebilir.

Bu değişim ve gelişim duraklarında inançlar, düşünceler, duygular, davranışlar ve sonuçlar değişir. Unutulmamalıdır ki; en çarpıcı ve en kalıcı başarılar önce inançların değişmesini gerektirir. İnançlar değişmeyip sabit kaldığı sürece ve başarı için gerekli davranış değişikliği harekete dönüşmediği sürece sonuçlar değişmez. Bu sebeple; başarmaya olan inanç ve bu inancı destekleyen diğer unsurlar önce sorgulanmalı, dokuz şiddetinde bir deprem yaşamış gibi sallanmalı ve yeniden oluşturularak hedeflenen başarıya hizmet edecek konuma getirilmelidir.

İnançlardaki değişim düşünceleri de değiştirecektir. Olaya bakış açısındaki düşünsel farklılık daha önce düşünülmeyen yeni düşüncelere kapı açacaktır.

Düşünceler değişince yaşanılan olaylara ilişkin ve bu olaylara verilen tepkiler temelinde hissedilen duygularda değişecektir. Duygular insanın yakıtıdır. Motivasyon kaynağıdır. Daha iyisini yapmaya kişiyi zorlayan itici güçtür.

İnançlar, düşünceler ve duygular başarı odaklı değişim gösterip geliştikçe kişiyi istediği sonuca götürecek davranışlarda değişmeye başlar. Davranışlardaki değişimi inanç, düşünce ve duygulardaki değişim sağlar ama davranış olumlu değiştikçe ve gelişerek olgunlaştıkça davranışlardaki bu değişim gerisin geri giderek duyguları, düşünceleri ve inançları değiştirmeye başlar.Bir süre sonra inançlar, düşünceler, duygular ve davranışlar başarı odaklı olacak şekilde birbirlerini etkilemeye, değiştirmeye ve kontrol ederek geliştirmeye başlar.İşte böylesi bir çoklu etkileşim ortamını yakalayan kişi artık sonuçları değiştirmeye hazırdır. Şaşılacak derece de inanılmaz sonuçlar oluşmaya başlar. Sonuçlar değiştikçe ve hedeflenen başarıya hizmet ettikçe kişi daha bir cesaret kazanır. Başarının gerçekleştirilebilir ve elde edilebilir olduğunu gördükçe de kişi başarı odaklı kalarak başarıya adanır.İşte başarı böyle bir sürecin sonunda yakalanır.

Bu sebeple; başarı yolunda kalıcı sonuçlar almak için yapılması gereken ilk şey kişinin inançlarını, düşünce ve duygularını değiştirerek hedefini gerçekleştirecek şekilde tekrardan oluşturulması ve organize etmesidir.

İnançlar, düşünceler ve duygular değişmeden kesin ve kalıcı sonuçlar elde edilemez. Başarısızlığı üreten paradigma inançlardan, düşüncelerden ve duygulardan sökülüp atılmadıkça davranışlar değişmez. Davranışlar değişmezse sonuçlar da değişmez.

 

Daha fazla oku...

Hedef; Beynin “Yol Haritası” dır

“İnsan yaşadıkça anlıyor ki; kendi kayığını kendin çekmezsen bir yere gidemiyorsun. Bir şeyi gerçekten istersen mutlaka onu gerçekleştirecek en az bir yol bulursun. İşte bu sebeple; önce hedefiniz olmalı. Hedefinizin ne olduğunu bilmeden hedefi vuramazsınız.Çünkü; insanlar nişan almadıkları şeyi nadiren ve tesadüfen vururlar.”

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

 

Hedefiniz varsa ve o hedefinizi gerçekleştirmek için  sizi harekete geçiren yeteri kadar niçin`e sahipseniz, hiç kuşkunuz olmasın nasıl`ı mutlaka bulursunuz.

Hedefinizi tam olarak belirlemeniz önemlidir çünkü herşeyden önce size o hedef için ödeyeceğiniz bedelin ne olacağını bilmenizi sağlar. Bu bedelin ne olduğunu bilmeniz çok büyük bir kazançtır.

Bir hedef belirlediğinizde çevrenizdeki her şeyi onu size getirmesini yada sizi ona götürmesi için organize etmiş olursunuz.Aynı zamanda kendinizi bir mıknatıs  yaparak, hedefle ilgili ve hedefinizi gerçekleştirmeye yardımcı olacak her şeyi kendinize doğru çekmeye başlarsınız.

Hedefinizi belirlediğiniz zaman zihninize bir yol haritası vermiş olursunuz. Enerji ve odağınızı da hedefinize yönlendirince daha önce hiç olmayacakmış gibi görünen sonuçların oluştuğunu görürsünüz.Çünkü; zihninizin derinliklerinde düşündükleriniz gerçekleşmeye eğilimlidir.Bu sebeple; önce kendi iç dünyanızda hedefinizi belirleyin ve sahiplenin sonra da içinde olduğunuz dış dünyaya hedefinizin ne olduğunu söyleyin.

Beyin; kendisini sizin ona görev olarak verdiğiniz hedefe göre şekillendirir, organize eder ve yeniden oluşturur.Beyne verdiğiniz hedef, bir süre sonra onun çalışma modeli olur.Beyin artık, o modele göre işler, düşünür, öğrenir ve üretir.Bu sebeple,  beynin sağlıklı işleyebilmesi ve bize kapasitesi oranında hizmet edebilmesi için ona kendisinden “ne talep ettiğimizi” ifade etmek zorundayız.Ona, takip edeceği bir “yol haritası” vermek zorundayız.

Sadece kendinize değil çevrenize de “Ne istediğinizi” ifade ettiğinizde ne olur bilir misiniz? Bedeniniz bir alıcı ve verici gibi hareket etmeye başlar. Ne istediğinize odaklanmış enerjiniz dünyayı dolaşan, aşan ve uzaya ulaşarak galaksileri bile dolaşan sinyale dönüşür.

Enerji odağınızın merkezi “ne istediğiniz” oldukça da bu sinyal, vizyon odaklı hedefinizi size, sizi de hedefinize yaklaştıran bir görev üstlenir.Kendi içinizden hareketle dışınızda işte bu ahengi ve oluşumu yakaladığınız an mucizeler olmaya başlar.

İç dünyanızın yeniden programlanması hislerinizi, düşüncelerinizi ve davranışlarınızı hedef odaklı kalmaya zorlar.Süreç böyle işleyince ve seçimlerinizde bu programa uygun gerçekleştikçe elde etmek istediğiniz sonuçlar sizi kendine doğru çeker.

Hedefinizin olması size iki konu da çok net bilgi verir; birincisi yapmayı yada sahip olmayı istediğiniz şey hakkında bilgi verir.İkincisi ise enerjinizin boşa gitmesini engelleyerek sonunda mutlu olacağınız bir sonuca sizi götürür.

Zihnine girdi olarak ne verirsen ona uygun çıktıyı alırsın.Çünkü; zihninin neyle meşgul olmasını istersen zihnin de onu olur.Zihnin ne olduğu, o zihne sahip insanın da ne olacağını belirler.

Beden, zihinden bağımsız hareket edemez.Zihin ve beden ilişkisi arabanın direksiyonu ile tekerlekleri arasındaki ilişkiye benzer.Tekerlekleri idare eden direksiyon ne ise davranışları idare eden zihin de odur.Bu sebeple; zihnine ne ekersen, davranış olarak ta onu biçersin.

İnsan zihni, nasıl kullanıldığına bağlı olarak sonuçlar üretir.Eğer zihinsel tembellik, fiziksel tembellik ile birleşirse bu tür bir birleşmenin sonucu ortaya çıkan zihinsel durum bu zihinsel duruma sahip kişiyi daha iyiye götürmez.Her zaman daha kötüye ve daha olumsuza götürür.Böyle kişiler için başarı sürpriz, yenilgi ise alışkanlık haline gelir.

İnsanın tam kontrolünün olduğu tek bir şey üzerinde kontrolünü kaybetmesi yıkıcı sonuçlar doğurabilir.Kendi zihnini kontrol edemeyen ve hedefleri doğrultusunda çalışmasını sağlayamayan insan hayatında başka hiç bir şeyi kontrol edemez.

Kontrol, özellikle zihnin kontrolü, insana verilen en büyük güçtür.Bu güç insanın kendi kaderini kontrol edebileceği tek güç kaynağıdır.Bu gücün yapıcı etkisini kullanamayan her insan maalesef yıkıcı etkisinin sonucuyla karşı karşıya kalır ki böyle bir durumu her insan kolay kolay yönetemez.

Zihni kontrol etmenin en pratik ve kolay yolu ona bir hedef vermektir. Hedefi olan zihin o hedefi gerçekleştirmekle meşgul oldukça olumsuz sonuçlar değil, hep ve sürekli olumlu sonuçlar üretmeye başlayacaktır.Başarı; zihni kontrolün sonucudur. Zihni kontrol olmaksızın başarı mümkün değildir.

Hayatınızda olan her şey sizi hedefleriniz doğrultusunda ilerletir yada geriletir.

Örneğin; balık tutmak gibi bir hedefiniz varsa, bu durum iki şeyi doğru yapmanızı gerektirir; birincisi oltaya doğru yemi takmanızı.İkincisi ise oltanızı doğru yere atmanızı.Bunları yapmadığınız zaman balık tutamazsın ama balık tutmayı düşünerek ve düşleyerek yaşarsınız.Bu sebeple, hedefinin olması ve o hedefi gerçekleştirecek istek içinde olman eğer harekete geçmez ve doğru hareketi yapmaz isen sana başarı getirmez.Harekete geçsen bile eğer bu hareketini doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde yapmaz isen zafer çığlıkları atacağın bir başarıyı yakalaman hayalden öteye gitmez.

Ulaşmak istediğiniz hedef, aslında sizin kapasitenizin sınırını belirler. Her hedefin o hedefin sahibine taşıttığı bir ağırlığı vardır.Hedef sahibinin hissettiği bu ağırlık hedefi gerçekleştirme yolculuğunda başlangıç ile bitiş arasındaki yolculukta giderek artar.Örneğin, elinize üç kiloluk bir taş alarak yürümeye başlarsanız yol aldıkça bu taşın ağırlığının arttığını zannedersiniz. Aslında taşın ağırlığı hiç değişmiyordur, yine üç kilo olarak kalır. Fakat, değişen o taşı taşıyan kişinin gücüdür.Bu sebeple; kişi sahip olduğu kapasitesi kadar güçlüdür ve ancak gücünün yettiği kadar hedefine hizmet edebilir.

Hedef; Beynin “Yol Haritası” dır, unutma.Hedefin varsa ve sen zihnen, bedenen ve beynen hedefini gerçekleştireceğine inanıyorsan hemen şimdi hareket et, durma.Başarı yolu seni bekliyor.Şimdi çık bu yola.Gideceksen seni en uzağa götürecek gücü topla kendinde.Yapacaksan şimdi başla ve cesaret göster kendine. Olacaksan da en iyi ol sonunda.Hedef; Beynin “Yol Haritası” dır, unutma.

 

 

 

 

 

Daha fazla oku...

Sınava Ne Kadar Hazırsın?

Hiç bir sınav,  sınav öncesinde kazanılmaz. Ama sınava hazırlıksız ve uygun olmayan bir tutumla ve sınav öncesi oluşturulmuş zayıf bir irade gücüyle girmek, mutlak başarısızlığı getirir.

 

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Üniversite sınavında hangi konulardan soru geleceği bellidir. Sınava giren her öğrenci bunu bilerek buna göre çalışır. Fizik, Kimya, Tarih, Matematik, Edebiyat vb. konulara çalışarak bu sürecin sonunda her konunun kendi çapında bir profesörü olur. Çünkü; üniversite sınavı, öğrenciden bu konularda “bilmesini” ve sonra da bilgisini “kullanmasını” ister.

Fakat üniversite sınavı, öğrenciden bu konuların dışında başka bir şey daha ister. Sınav anında da yukarda söz edilen konuların bilgisini test ederken bir başka alanda daha öğrencinin bilgi ve tecrübesini test eder. İşte bu irade ve öğrencinin tutum ve davranışlar boyutudur.

İrade gücü kişiye bir işi yapabileceğine yönelik “inanç” ve “cesaret” verir. Kişiyi isteklendirir, yüreklendirir ve uzaktaki bir hedefi yakın eder.

Öğrenci üniversite sınavına hazırlandığı aylar ve yıllar boyunca farkında olmasa da kendi içinde aslında bu irade gücünü de oluşturur, yapılandırır, besler ve çoğaltır. Öğrenciyi, hayatının belki de ilk zaferini kazanacağı sınava hazırlar.

Aslında irade gücü ile girilecek sınavda çözülecek sorular arasında bir bağ ve ilişki yoktur. Fakat o soruların cevaplanmasını sağlayacak bilgi birikimine sahip olmak için güçlü bir irade gücüne gerek vardır.

Bu sebeple; irade gücünü geliştiren, kendi içinde bu gücü var edip besleyen ve çoğaltan kişi, sınav öncesi hazırlığını hem iyi yapar hem de sınavda başarılı olmanın kapısını sonuna kadar açar.

Başarıyı; hayatta yapmamız gerekenler ile yapmamız gerektiği halde yapmadığımız işler belirler.

İrade gücü insana en fazla yapması gerekenleri yapmaya istekli olmadığı durumlarda gerekir. İnsanın yapmak istedikleri ile yapmak zorunda oldukları işler her zaman birbirinden farklıdır ve çatışma halindedir. Böylesi bir çatışmayı yaşayan kişi, bu çatışmadan kendine fayda sağlayacak yönde kazançlı çıkması için irade gücünün o içten gelen ve kişiyi yönlendiren sesine kulak vermelidir. Böyle durumlarda irade gücünün varlığı kişiyi yapmayı istediği işlere değil, yapması gerekenlere yönlendirir.

Her insan hayatı boyunca ya da hayatın belli dönemlerinde kendi içinde böylesi bir çatışmayı yaşar. Yapmayı istediği işler ile yapması gerektiği işler arasında sıkışır, bazen umutsuzluğa kapılır, bazen de  çözüme yakın olup kendisine en uygun bir çözümü bulur.

İnsan hayatında böylesine bir çatışmayı yaşamak istemiyorsa yapacağı öncelikli şey; hiç kuşkusuz yaptığı işi sevmesi veya sevdiği işi yapmasıdır. Ya da yaptığı işi sevecek konuma kendisini getirmesidir.

İşini severek yapan insanın yapmayı istedikleri ile yapmak zorunda oldukları arasında fark yoktur. Fark olsa dahi kararını her zaman yapmak zorunda olduğu işlere yönelik verir.Çünkü; iradesi, bilgisi, tecrübesi, tutum ve davranışları, olgunluğu doğru kararı bulmada ona rehberlik eder.

Başarı, sevmediğiniz işleri büyük bir irade gücüyle nasıl yaptığınıza bağlıdır. Çünkü; iradesi güçlü insanlar en zor şartlar altında dahi başarıya odaklı kalırlar.

Hiç bir sınav sınav öncesinde kazanılmaz. Ama sınava hazırlıksız ve uygun olmayan bir tutumla ve sınav öncesi oluşturulmuş zayıf bir irade gücüyle girmek mutlak başarısızlığı getirir. Çünkü; sınavda başarıyı yakalamak kişinin yapılması gerekeni yapılması gerektiği zamanda ve yapılması gerektiği gibi yapmasına bağlıdır. Bu da ancak yüksek seviye de bir irade ile birlikte, bu iradeyi destekleyen ve güçlendiren düşünce, tutum ve davranış ile olur.

Daha fazla oku...

Başarı Onu İstemekle Elde Edilir

Başarı, Onu İstemekle Elde Edilir

“Hayatta geldiğimiz ya da geleceğimiz yeri tayin eden yaptıklarımızdan daha çok yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızdır. Çünkü; hayat her zaman yapması gerekenleri zamanında ve yapması gerektiği gibi yapan insanı ödüllendirir.”

İlhan Ürkmez

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

ilhanurkmez@yahoo.com

Hayatta başarısız olmak için fazladan çaba harcarız. Hiç kimse durduk yerde başarısız olamaz. Başarısız olmak kendi seçimimizdir. Çünkü, hayat seçimlerden ibarettir. Neyi seçersek onu yaşar ve yaşatırız.

Bir insanın başarılı olup ta diğer bir başka insanın başarısız olmasını sağlayan en temel neden, olaya ve işe bakış açısıyla birlikte “ne istediğini” ve “ne istemediğini” biliyor olmasıdır.

Hayatta “yapmamız gerekenler” ve “yapmak istediklerimiz” vardır. Bu iki nokta arasındaki konumunuz sizin kararlarınızı ve eylemlerinizi etkiler. Yaşarken bir süre sonra nerede olacağınızı belirler.

Başarılı insanlar ile başarısız insanlar arasındaki fark, acıyla zevkin miktarında değil sıralamasındadır. Başarılı insanlar önce acı çeker, sonra zevk alır. Başarısız insanlar ise önce zevk alır sonra acı çeker.

Hayatta her zaman hedefleriniz olmalı. Bu hedefleri gerçekleştirecek planlarınıza uygun davranış içinde olmalısınız. Hedefinizi gerçekleştirmek için hangi davranışı sergilemeniz gerekiyorsa o davranışı sergilemelisiniz.

İki öğrenciyi düşünelim. Birinci öğrenci, derslerine zamanında çalışmakta ve öğrenmesi gerekenleri zamanında öğrenmektedir. Bu sorumluluğunu yerine getirdiği takdirde sınıfını başarıyla geçmektedir. Bu öğrenci önce acı çekmekte sonra zevk almaktadır.

İkinci öğrenci ise derslerine çalışmamakta ve top oynayarak ya da internette oyun oynayarak zaman geçirmektedir. Sınav zamanlarında ise zayıf notlar almakta ve sınıfta kalmaktadır. Hayatta yapması gerekenleri yerinde ve zamanında yapmayan bu ikinci öğrenci top oynamayı ya da internette oyun oynamayı ders çalışmaya tercih ederek önce zevk almakta sonra da sınavlarda zayıf notlar alarak yıl sonunda yaşayacağı olumsuz sonucu yaratmaktadır. Ve…sınıfta kalarak acı çekmektedir.

Birinci öğrenci başarılı olmak için ikinci öğrenci ise başarısız olmak için çaba harcamışlardır. Hiç kimse durduk yerde başarılı ya da başarısız olamaz. Başarılı olmak gibi  başarısız olmakta kendi seçimimizdir. Zihinsel ve bedensel enerjimizi nereye akıtır ve nereye yönlendirirsek hayatı istesekte istemesekte orada yaşarız. İkinci öğrenci enerjisini ders çalışmayıp top oynamaya, televizyon seyretmeye ve arkadaşlarıyla gezmeye harcadı. O enerjisini ve zamanını bu şekilde kullandı. Yıl sonunda ise sınıfta kaldı. Bu öğrenci, birinci öğrenciden farklı olarak önce kendi isteği doğrultusunda zoru değil de kolayı seçti. Zevk alacağı işleri yapmayı tercih etti. Birinci öğrenci ise acı çekmeyi, canı sıkılmayı ve  eğlenmekten fedakarlık etmeyi tercih ederek hayatının kontrolünü kendi eline aldı. Yıl sonu geldiğinde ise başarıyı hak eden davranış içinde olan bir insan görüntüsü içinde başarının zevkini yaşadı.

Hayat içinde başarmayı istediğimiz her neyse onu elde etme ve gerçekleştirme yolculuğumuzda önce bedelleri öder sonra ödülleri alırız. Başarı arı gibidir, ağzında bal kuyruğunda zehir vardır. İğnesine katlanmayana balını vermez.

Başarılı olmak istiyorsanız şu soruyu kendinize sorun; “Bugün yapmadıklarımın gelecekteki sonuçları neler olacak?”

Unutmamak gerekir ki, hayatın her hangi bir anında başımıza gelen her hangi birşeyin oluşmasında bizimde katkımız vardır. Olumlu ya da olumsuz bizi etkileyen her hangi bir şeyin oluşmasında bizim katkımız dış faktörlerin katkısından her zaman daha çoktur. Çünkü, hayatın prensibi çok açıktır. Sen hazır olmadıkça hiç bir şey senin için hazır değildir. Bir hedefin varsa ve gerçekleştirmek istediğin bir idealin varsa öncelikle yapman gereken senin o ideali gerçekleştirecek düşünce ve davranış içinde olmandır.

Biraz önceki iki öğrenci örneğine tekrar dönelim. Bugün yapması gerektiği halde yapmadıklarının 5-10 yıl sonra sonucu hangi öğrenciyi mutsuz eder? Hangi öğrenci gelecekte başarılı ve mutlu bir hayat yaşar?

Hayat, her zaman yapması gerekenleri zamanında yapan insanı ödüllendirir. Başarı ve şans, kişinin zihnen, bedenen ve beynen hazır olup olmamasına bağlıdır. Yapması gerekenleri yapması gerektiği gibi zamanında yapıp yapmamasına bağlıdır.

Hayatın her anında ve bir işi yaparken veya hedefini gerçekleştirirken şu temel iki soruyu kendine sor;

1.Yapmam gerektiği halde yapmadıklarım nelerdir?

2.Yapmamam gerektiği halde yaptıklarım nelerdir?

Bu iki soruya vereceğiniz cevapların ne olduğu ve sizin bu cevaplar karşısında nerede olduğunuz başarınızın derecesini de belirleyecektir. Bu sebeple, yapmanız gereken ne ise onu yapın. Bu yapmanız gerekenleri yapılması gereken zamanda ve yapılması gerektiği gibi yapın.

Bugün geleceğin dünü, gelecek ise bugünün yarınıdır. Bugün yaşadıklarını ve yapman gerektiği halde yapmadıklarını önemse…Bugün yapman gerektiği halde yapmadıkların veya yapmaman gerektiği halde yaptıkların geleceğini “yaşanmaz” hale getirebilir. Bugün yaşadığın sorunlar geçmişte yapman gerektiği halde yapmadığın işlerin sonucudur.

Televizyonda hayretle izlediğimiz ve çok tehlikeli bulduğumuz ralli yarışlarında ki  ralli sürücülerine taşlı topraklı ve  engebeli o yollardan, keskin “U” dönüşlü virajlardan ve görünüşte bir arabanın  geçmesinin zor olduğu geçitlerden geçmeyi nasıl başardıkları sorulduğunda şu cevabı verirler; “Gitmek istemediğim yere değil, gitmek istediğim yere bakıyorum”. Hayatımızda da başarmak istiyorsak istemediğimiz şeylere değil, istediğimiz şeylere odaklanmalıyız. İstediğimiz şeylere odaklanarak çalışmalıyız.

Başarının, çalışmaktan önce geldiği tek yer Türkçe sözlüktür. Unutmayın..!

Yapmanız gerektiği halde yapmadıklarınızın hesabını bir gün mutlaka ödeyeceğinizin bilincinde olarak yaşayın…

Sevgiyle kalın…Başarı dolu günlerde dostça kalın…

 

Daha fazla oku...
WhatsApp ile Bilgi Alın!